Firavun'un Enaniyetinin Mucizeleri Görmesini Engellemesi

Hz. Musa Firavun'a Allah'ın varlığını, birliğini anlatınca, onun ilk koşulu bir mucize göstermesini istemek olmuştu. Kendi bilgin büyücülerine güvenen Firavun, bütün insanları bir yerde toplayarak herkesin huzurunda iki tarafın da kendi büyülerini göstermesini istedi. Hz. Musa'nın mucizesi büyücülerin sihirlerini yok edince de Firavun yenilmiş oldu. Ancak bu durum karşısında baş eğmesi gerekirken enaniyeti daha da arttı.

Hz. Musa'nın mucizesinin büyücülerin sihirlerini sonuçsuz çıkarması üzerine, Firavun'un yakınında bulunan ve büyücülerin en üstünleri olan bu kişiler bile gerçeği görüp Allah'a iman ettiler. Ancak bu durum Firavun'un katılaşmış kalbini hiç etkilemedi, üstelik azgınlığı katlanarak arttı ve böylece şiddet kullanmaya karar verdi:

Ve sihirbazlar secdeye kapandılar. Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler. Musa'nın ve Harun'un Rabbine.. Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz. Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim." (Araf Suresi, 120-124)

Firavun'un İbret Verici Sonu

Firavun, yeryüzündeki enaniyetli insanların en önde gelenlerinden biridir. Ancak azgınlıkta kendisine şeytanı örnek almıştır. Nitekim Firavun da kılavuzu olan şeytan gibi yaptıklarının sonucunu görülmemiş bir aşağılanma ile almıştır. Üstelik bu öylesine bir aşağılanmadır ki sadece kendi nesline karşı küçük düşmemiş, Allah onu kıyamete kadar tüm insanlık için bir ibret vesilesi kılmıştır.

Tam ölüm anında hiçbir kurtuluş yolunun olmadığını ve ölümden kaçamayacağını anlayan Firavun Allah'a tevbe etmiş ancak bu tevbesi kendisine fayda vermemiştir. O, Allah'ı ve elçisini tanıyabilecekken, kendisine gerçekler tebliğ edildiği ve mucizeler de gösterildiği halde büyüklenmiş ve diretmiştir. Böbürlenmesi ve üstünlük iddiası onu böyle bir davranışa getirmiş, kendisine karşı büyüklendiği Allah'a son anda tevbe etmesi de fayda vermemiştir.

Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir. Firavun'un inkarının temel nedeni, enaniyetidir. İman etmek için gerekli olan delilleri görmediği ya da anlamadığı için değil, iman etmek gururuna ağır geldiği için inkarda diretmiştir. Örneğin büyücülerinin Hz. Musa'nın üstünlüğünü ve doğruluğunu kabul ederek Allah'a iman etmeleri, onun için büyük bir delildi. Hz. Musa'nın mucizeleri de çok büyük birer delil hükmündeydi. Bunları gören bir insanın hemen Allah'a iman etmesini gerekirdi.

Firavun ise normal mantıkla düşünemiyordu, çünkü gururu aklını örtmüştü. Büyücüler iman ettiğinde, "burada gerçekten bir olağanüstülük var" diye düşünmedi. Onu etkileyen tek şey, büyücülerin kendisinden izin almadan böyle bir şey yapmış olmalarıydı. Bu nedenle hür bir akılla değil de gururunun baskısıyla düşünüyordu ve bu nedenle ölüm ona gelip de gururu kırılana kadar inkar etti.

Firavun'un inkarına neden olan bu durum, aslında her inkar eden kişi için geçerlidir. İnkarlarının temeli, yeterli delil görmeyişleri değil, gururları nedeniyle kendilerine yaptıkları baskıdır. Nitekim Kuran'da bu insanlar şöyle bildirilmektedirler:

Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür." Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 13-14)

Firavun'un Cesedinin Korunması

Firavun kendini ilah olarak kabul etmesi ve Hz. Musa'nın Allah'a iman etmesi için yaptığı davetlere karşı iftira ve tehditle karşılık vermesine neden olmuştur. Firavun bu kibirli tavrını ancak, ölüm tehlikesi ile karşılaşıp suların altında kalacağını anlayana dek sürdürmüştür. Kuran'da Firavun'un, Allah'ın azabıyla karşılaştığında, hemen imana yöneldiği şu ayetle bildirilir:

Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (İlahtan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. (Yunus Suresi, 90)

Ancak Allah Firavun'un böyle bir anda iman etmesini kabul etmemiştir. Allah Firavun'un bu samimiyetsiz tavrını Kuran'da şu ayetlerle bildirir:

Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler. (Yunus Suresi, 91-92)

Bu ayetlerde Firavun'a ait cesedin gelecek nesillere ibret olacağının bildirilmesi, cesedin "bozulmamış" olacağına bir işaret olarak kabul edilebilir. Kuran'da 1400 sene evvelden haber verildiği gibi, halen tarihsel bir belge olarak bulunan bir ceset Kahire'deki Mısır Müzesi'nin Kraliyet Mumyaları Odasında sergilenmektedir. Büyük bir ihtimalle, sular üstüne kapanıp boğulduktan sonra, Firavun'un cesedi kıyıya vurmuş ve Mısırlılar tarafından bulunarak önceden yapılmış olan mezarına götürülmüştür.

Firavun'un Kıyamet Gününde Kavminin Önderliğine Geçmesi

Firavun hem dünya nimetlerinden mahrum olmuş, elindeki bütün zenginliği kaybolmuş hem de sonsuz hayatında ebedi azaba mahkum olmuştur. Büyüklenmesine vesile olan bahçeler, pınarlar, güzel evler, ekinler, kısacası bütün dünya malı elinden gitmiştir. Görüldüğü gibi, kişi istediği kadar zengin olsun, malı, mülkü ve gücü olsun Allah için bunları o kişinin elinden almak çok kolaydır.

Böylesine azgın ve kibirli biri için ahiret azabı da çok zorlu olur. Ayrıca böyle insanlara uyan ve Rabbimizi unutan kişilerin durumları da karşılıksız kalmaz. Firavun ve onun ahlakını taşıyan insanların peşine takılıp onları örnek alanlar hesap günü işledikleri bu günahların cezasını çekmek için önderleriyle birlikte Allah'ın huzuruna getirileceklerdir. Nitekim ayetlerde Firavun'un ve ona uyanların kıyamet günü karşılaşacakları durum şöyle bildirilir:

Firavun ve onun önde gelen çevresi... Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi. O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir. Onlar, burada da kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) verilen bağış, ne kötü bir bağıştır. (Hud Suresi, 97-99)

Daha önce de belirtildiği gibi bu anlatılanları sadece Firavun'un şahsında düşünmek yanlış olur. Enaniyetli her insanın böyle bir sondan korkması ve sakınması gerekir. Bu tip bir karakter ve çaba içinde olanlar, Firavun'un sonunu düşünüp kendi sonlarının onunkine benzemesinden şiddetle kaçınmalıdırlar.

Ancak bir noktanın üzerinde önemle durulması gerekir: Sadece "Firavun enaniyeti" değil, enaniyetin her çeşidi şiddetli bir beladır. Çünkü büyüklenmek aklı kapattığı için kişinin kibiri kendisi fark etmeden şiddetlenebilir. Pek çok ayette de tarif edildiği gibi bu, herşeyden önce Allah'ın tasvip etmediği bir tavırdır. Bu nedenle özellikle müminler, hiçbir konuda nefislerinin büyüklenmesine, böbürlenmesine, üstünlük iddiasında bulunmasına izin vermemelidirler. Unutmamak gerekir ki nefse verilen en ufak bir fırsat çok büyük bir kayıpla sonuçlanabilir. Kişi farkına varmadan yalnızca kendi fikirlerinin doğru olduğu, kendi tavırlarının üstün olduğu gibi bir saplantıya kapılabilir. Nitekim gururu, en şiddetli bir biçimde içinde büyüten Firavun da aynı tür bir saplantı ve aldanış içindeydi. Firavun'un bu durumu ayetlerde şöyle haber verilmektedir:

... Firavun dedi ki: Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum. (Mümin Suresi, 29)

Firavun'un kendi fikirlerine ve aklına nasıl güvendiği yukarıdaki ayette görülmektedir. Kendisi sapkın bir insan olduğu halde kitleleri yönlendirmek, onları peşinden sürüklemek ve saptırmak istemiştir. Görüşünden o kadar emindir ki yanlış yolda olduğuna ihtimal dahi vermemiştir.

Bu, enaniyetli insanların genel vasfıdır. Kibirli kişiler, kendilerine aşırı derecede güvenirler ve kendilerinden daha iyi bilen biri olduğunu kabul etmek istemezler. Hele kendilerinden üstün özelliklere sahip, Allah'ın seçtiği insanların varlığına hiç tahammül edemezler. İşte aklından böylesine emin olarak enaniyet yapan kişilerin, Firavun'un Kuran'da anlatılan durumunu bir ibret vesilesi olarak düşünmeleri şarttır. Onun ne kadar büyük bir akılsızlık içinde olduğunu görüp, vakit varken ona benzemekten vazgeçip tevbe ederek Allah'a karşı boyun eğici olmak gerekir.



ANA SAYFA